* Ben ve Hayata Bakışım      * Makalelerim      * Bana Ulaşın (Kontak - İrtibat )
TATİL İLİŞKİLER
İNSANLAR RENKLİLİKLER
SAĞLIK TOPLUM
SANAT DİĞER

* Tatil Mekanları

* Gizli Cennetler

* Kişiye Özel Tatil ve Rehberlik 


* Sosyal İlişkiler

* Kişisel İlişkiler

* Evlilik ve İdeal Eş

* Aile Kavramı

* Duygular


* Kadınlar

* Erkekler

* İnsan Yaşamındaki İlkler

* Takıntılar ve Uğurlar

* Gençlik ve Genç Nesil


* Zevkler , Renkler , Farklılıklar

* Sahiplenmek ve Sahiplenilmek

* Bdsm

* Cinsellik

* Eskiye Özlem


* Sağlıklı Yaşam

* Doğal Yaşam

* Spor

* Vücut Bakımı ve Önemi

* Çeşitli Rahatsızlıklar

* Uyku ve Uyumak

* Yemek Kültürü

* Kilo Verme Yoları

* Kilo Alma Yolları

* Alkol

* Sigara

* Masaj


* Toplum ve İnsanlar

* İnsan Kişilik Rolleri

* Yöneticilik

* Tuvalet Kültürü

* Argo ve Küfür

* Savurganlık ve Toplum

* Para ve Toplum

* İnsan Yaşam Sitilleri

* Toplum ve Şiddet

* Giyim Kuşam ve Toplum

* Sanal Ortam

* Eğitim Kavramı

* Manevi Değerler


* Dans

* Müzik Zevki

* Şairler ve Şiir Yazarları

* Sanat

* Tasarım

* Yazarlık

* Okumak

* Koleksiyon Yapanlar

* Şarap ve Şarap felsefesi


* Burçlar

* Hayvan Beslemek

* Zaman Kavramı

* Arınma

* Özel Meziyetler

* İnsan Vücudunun İncelikleri

* Tüyler ve Kıllar

* Çiçekler ve Anlamı

* Yörükler ve Yörük Kültürü


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Manevi degerler        :  

Milli ve Manevi Değerlerimiz Nelerdir ?

Milli ve Manevi Değerlerimize Sahip Çıkmalıyız
Bir medeniyetin oluşumunda maddi unsurlar kadar milli ve manevi değerlerde önemlidir. Medeniyetleri oluşturan insandır. İnsan ise hem maddi hem manevi özellikleri olan bir varlıktır. Bedeni özelliklerinin yanı sıra manevi özellikleri de insanı insan yapan özelliklerdir. Maddeye önem verip maneviyatını unutan bir insan yaşam bulduğu bu dünyada mutlu bir hayat sürmesi mümkün değilse maddi değerlere önem verilip manevi değerler unutulduğu müddetçe bir medeniyetin uzun sürmesi de aynı şekilde mümkün değildir.
Günümüzde bir yandan şiddet ve terör olayları hırsızlık rüşvet ve yolsuzluk olayları dünyada yaşayan bütün insanların maddi hayatını tehdit ederken diğer yandan da maddiyata önem vermenin inanç değerlerinin arka plana itilmesi gerekliliğini ortaya koymaya çalışan bilimsel izahı olmayan birçok yanlışlıklar ortaya sürülmektedir. Bizleri kurtaracak pek çok model önümüze sürülmek istense de çağımızda ki bu problemlerle başa çıkabilmemizin yolu milli ve manevi değerlerimize sahip çıkmakla olacaktır. Nitekim bugün birçok toplum kurtuluşu kendi milli ve manevi değerlerine geri dönmekle mümkün olacağını ifade eder hale gelmiştir.
Bir milleti millet yapan temel değerlerin başında milli ve manevi değerler gelmektedir. Vatan bayrak kültür dil marş vb. gibi unsurlar milli değerlerimizi Din ise manevi değerlerimizi ifade etmektedir. Bugünkü konumuzda milli ve manevi değerlerimizin neler olduğunu ve hayatımızın neden vazgeçilmezlerinden olduğunu ifade etmeye çalışacağız.
Kültür

Tarihsel toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları oluşturmada sonraki nesillere iletmede kullanılan insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütününe denir.[2] Kültür toplumların oluşturduğu bütün güzellikleri ifade eden bir kavramdır. Şiir hikaye müzik vb. gibi sözlü veya yazılı edebiyatın ürünü olan ve dili oluşturan bütün eserler bayramlar seyirlik oyular mimari yeme-içme giyim-kuşam ve halk oyunları hep kültürün birer parçasıdır.
Bugün özellikle bozulmamasına yönelik en büyük gayreti kültürümüze göstermeliyiz. Çünük bugün kendi kültürümüzde olmayan birçok şey kendi kültürümüz gibi yansıtılmaktadır. Düğünlerimizde eğlencelerimizde cenazelerimizde toplum yaşantımızın her kesiminde kendi özümüze ait şeylerin yavaş yavaş yıpratılarak hayatımızdan çıkarılmaya çalışıldığına şahit olmaktayız. Mesela yılbaşı eğlenceleri tamamen kendi kültürümüzün mahsulü değildir. Bu tür eğlencelerde hem bedenimizi yıpratan hem de toplumsal bütünlüğümüzü bozan alkollü içecekler çokça alınmakta harcamalar israf boyutunu aşmakta ve kumar gibi aramıza düşmanlık sokan oyunlar oynanmaktadır. Oysaki bu gibi şeyler kültürel mirasımıza ve dini inançlarımıza tamamen ters şeylerdir. Bu sebeple dinimizle bir bütün olarak birleşmiş kültürümüze sokulacak her türlü yanlışlıklar toplumumuzdaki birlik ve beraberliği sekteye uğratacaktır.
Vatan
Üzerinde yaşanılan ve kültürün oluşturulduğu topraklara vatan denilmektedir.[1] Vatan sadece toprak parçası değildir. Vatan üzerinde yaşayan insanlar için hürriyet demektir. Esaret altında olmamak demektir. Bu sebeple yaşadığımız bu topraklara bir toprak parçası olarak bakmamak gerekir. Nitekim Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy İstiklal Marşında vatanımızın önemini şöyle ifade etmektedir.

Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun incitme yazıktır atanı.
Verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı.
…
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühedâ!
Cânı cânânı bütün varımı alsın da Hudâ
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.

Vatanı sevmek düşmanlara onu terk etmemek kendisine gelecek her türlü zarara karşı gerekli tedbirleri almak ve gerektiği zaman onun için canını vermek kutsal bir vazifedir. Türkiye’miz bizim için en vazgeçilmezlerdendir. Atalarımız bu topraklar için kendilerine düşen bütün vazifeleri layıkıyla yerine getirmişler bu topraklara namahrem elini değdirmektense ölmeyi şeref sayarak şehitliğe sevinçle uçmuşlardır. Bugün vatanımızı muasır medeniyetler seviyesine ulaştırmak için bize düşen vazifeleri en güzel şekilde yerine getirmeliyiz. Ayrıca şu husus unutulmamalıdır ki vatan sevgisi imandandır.

Aile
Yüce Rabbimiz yaşadığımız bu alemi ve içinde var etmiş olduğu her şeyi insan için onun mutlu ve huzurlu olması için yaratmıştır. İnsanın en mutlu ve en huzurlu olduğu yer ise ailesinin yanıdır. Aile hayatı sayesinde insan mutluluğa sükûnete erer. Bu hususu Yüce Rabbimiz bizlere şöyle bildirmektedir.
 
وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجاً لِّتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”[5]
Aile bir toplumun en küçük birimi ve temel taşıdır. İnsanların meydana gelişi olgunlaşması ve sağlıklı nesillerin oluşması aile müessesesi ile mümkündür. Sağlıklı ve sağlam bir toplumun oluşması için birbirlerini seven yardımlaşma ve dayanışma ruhu içerisinde kederleri ve sevinçleri paylaşan aile yapısına ihtiyaç vardır. Aileler ne kadar mutlu ve huzurlu olursa toplumda o kadar güçlü ve kuvvetli olur. Bu sebeple toplumumuzun en önemli yapı taşlarından biri olan aile hayatının korunması hepimize üşen bir vazifedir.

Din
Bizi birbirimize bağlayan manevi unsur Yüce Dinimiz İslam’dır. İslam dini inananları kardeş olarak tanımlar. Kuran-ı Kerimde إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ “Muhakkak ki inananlar kardeştir”[6] buyrularak bu hususa işaret edilmektedir.
İslam Dinini üç ana unsuru vardır: İman ibadet ve ahlak. İman altı iman esasından teşkil etmekte ibadetler ve ahlak Yüce Rabbimizin emri ve Peygamber Efendimizin hayatında şekillendirdiği unsurlardır. Dinin aslî unsurlarından olan iman bir bakıma dinin Tanrı’yı tanıma ve bilme (marifetullah) boyutu ibadetler Tanrı'ya itaat boyutunu ve ahlâk ise Tanrı’yı sevme (mâhabbetullah) boyutunu teşkil eder. İmanın akıl ve bilgi ibadetlerin inanç ve kanaat ahlâkın ise gönül ve duygu kaynaklı olması her birinin mahiyeti gereğidir.[7]
İslam Dininin temel kaynağı Kuran-ı Kerimdir. Kutsal Kitabımız bizleri yanlışla doğruyu birbirinden ayırt etmeye yönelten bir kitaptır. Dünya ve ahiret hayatımızın mutluluğu açısından bizlere bir hidayet rehberidir. Kuran-ı Kerimde bizlere bu husus şöyle hatırlatılmaktadır.
ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ
“Bu (Kuran) kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.” [8]
İslam Dininin ikinci kaynağı ise Sevgili Peygamberimizin sünnetidir. İslam Dininde Kur’an-ı Kerim’den sonra bilgi ve uygulama açısından en büyük kaynak Hz. Peygamberin Sünneti kabul edilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de tafsilatlı bir şekilde yer almayan emirlerin ve yasakların uygulama sahasına çıkması hep Sünnetle olmuştur. Bir beşer olarak günlük yaşantımız nasıl şekillenmeli insanca yaşam nasıl olmalı dünya ve ahiret huzurunu nasıl elde edebiliriz? sorularının en güzel cevabını Sevgili Peygamberimizin Sünnetinde buluyoruz. Ailevi ilişkilerde mutluluğun anahtarı Hz. Peygamberin Sünnetinde saklıdır. Hz. Peygamberimizin Sünneti Kur’an-ı Kerim’in en büyük tefsiridir. Bu sebeple Sünnete tabi olmak Kur’an’a tabi olmak anlamına gelmektedir. Kuran-ı kerimde bu hususa şeyle işaret edilmektedir.
قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
“(Ey Muhammed) De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır çok merhamet edendir.”[9] Bu iki temel kaynaktan hareketle kıyas ve icma olmak üzere iki temel kaynağın yanı sıra daha birçok kaynak geliştirilmiştir.
Şanlı Ecdadımız İslam dinini benimsemiş tarihten getirmiş olduğu kültürle özümsemiş mimaride sanatta ve daha birçok alanda eserler ortaya çıkarmıştır.
Sonuç itibariyle; Milli ve manevi değerler et ve tırnak gibi bir bütünün iki parçasıdır. Biri diğerinden daha az önemli değildir. Müslüman-Türk milleti olarak bizler hür yaşamış vatanını hiçbir düşmana terk etmemiş ve bu uğurda ölmeyi kendine şeref saymış bayrağını gönderden indirmemiş kendi kültürünü bütün dünyaya bildirmiş ve kendi kültürünü birçok medeniyete aktarmış aile hayatını en sağlam temellere dayandırmış ve dini birikimlerini terk etmemiş bir millettir. İnsan hayatından bir değer kaybolduğu zaman onun yerini dolduracak mutlaka bir şeyler bulmaya meyillidir. Bu sebeple milli ve manevi değerlerimize sahip çıkmalı tarihten getirdiğimiz güzelliklerimizi benimseyip hayatımıza adapte ettikten sonra bu hususlardan her birini çocuklarımıza aktarmalıyız. Unutmayalım ki gelecek çocuklarımızın ellerinde şekillenecektir.

Bayrak
Bir milletin belli bir topluluğun veya bir kuruluşun simgesi olarak kullanılan renk ve biçimle özelleştirilmiş genellikle dikdörtgen biçiminde kumaş olarak tarif edilen bayrak sadece kumaştan ibaret değildir. Bayrağa değer veren bir milletin kendisidir. Arif Nihat Asya Bayrak şiirinde bu hususu ne güzel ifade etmiştir.
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü
Kız kardeşimin gelinliği şehidimin son örtüsü!
Işık ışık dalga dalga bayrağım
Senin destanını okudum senin destanını yazacağım.
…
Dalgalandığın yerde ne korku ne keder...
Gölgende bana da bana da yer ver !
Sabah olmasın günler doğmasın ne çıkar.
Yurda ay yıldızın ışığı yeter.
Şanlı bayrağımız al kırmızısını Yüce Şehitlerimizin kanından ay yıldızını ise şehitlerimizin tertemiz kanına yansımasından almıştır. Bayrağımız her birimizin sevdasıdır. Milletimizin temel nişanesidir. Her nerde görülürse Şanlı tarihimizi hatırlar ve Yüce Milletimizin varlığını yanımızda hissederiz.

Dil
Bizi birbirimize bağlayan aramızdaki iletişimi sağlayan büyük nimetlerden biride “dil” dir. Görünüş itibariyle küçük bir et parçası olan dil yaptığı işler bakımından büyük bir vasıtadır. İyi veya kötü düşünceler dil ile açıklanır. Sevgiler ve nefretler dil ile ifade edilir.
Yüce Kitabımızda dilimizi kötü sözlerden korumamız istenmekte gerçek kurtuluşa erenlerin özelliklerinden biri de dillerini kötü şeylerden koruyanlar olduğu[3] ifade edilmektedir. Sevgili Peygamberimiz de bir hadisinde müminlerin özelliğinden bahsederken sözü güzel söyleyenler olduğunu bildirmiştir. Konumuzla ilgili hadis şöyledir.
 
« لَيْس المُؤْمِنُ بالطَّعَّانِ ، وَلا اللَّعَّانِ ، وَلا الْفَاحِشِ ، وَلا الْبَذِيء »
“Mümin insanları lanetlemeyen kötü söz ve çirkin davranışlar sergilemeyen kimsedir.”[4]
İnsan olarak bize yakışan konuştuğumuz zaman incitmeden kötü kelimeler kullanmadan ve kendi dilimizin güzelliklerini kullanarak hoş söz söylemek olmaktır.
Bizim en büyük zenginliklerimizden biri Türkçemizdir. Bugün üzülerek görmekteyiz ki güzel dilimiz Türkçe yerine yabancı kelimelerin kullanımı çokça fazlalaşmıştır. İletişimimizi sağlayan dil artık insanlar arasındaki iletişimi tam anlamıyla sağlayamaz hale gelmiştir. Kuşaklar arasında dile bağlı çatışmalar olduğunu görmekteyiz. Bu sebeple bizlere düşen büyük görevler vardır. Öncelikle kendimiz güzel dilimiz Türkçeyi tam anlamıyla öğrenmeli öğrendiğimizi hayata tatbik ederek örnek bir hayat sürmeli ve kendi öz dilimizi gelecek nesillerimize aktarmalıyız.
İstiklal Marşı
Her milletin kendine özgü bir marşı vardır. Bizim marşımız İstiklal Marşı ise toplumsal birlikteliğimizden düşmana esir olmamayı şeref saymaktan bu vatan uğruna can vermekten cennet vatanı kimselere bırakmamayı ahdetmekten ortaya çıkmıştır. Marşımız Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınsa da aslında İstiklal Marşı her birimizin yüreğindeki sevdanın dışa yansımasıdır. Her bir kıtası ayrı bir heyecanın ifadesidir. Nitekim her zaman dile getirdiğimiz ilk iki kıta hepimizin zihinlerine kazınmıştır.
Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir o benim milletimindir ancak!
…
Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır Hakk'a tapan milletimin istiklal.